“Sakın unutma, ne zaman karşına bir seçenek çıksa, bilinmeyeni, riskli olan, tehlikeli ve güvencesiz olanı seç. Hiçbir zaman zarara uğramazsın.”

Osho

Geçen gün Facebook’ta kuzenimin paylaştığı yukarıdaki videoyu izledim. Bir yengecin kabuğunu değiştirme görüntülerinin yer aldığı bu video o kadar etkileyiciydi ki, hemen sizlerle de paylaşmak istedim.

Ancak sizi baştan uyarmak istiyorum. İzleyeceğiniz görüntüler, bazılarınız için pek de seyirlik olmayacak:) İtiraf etmek gerekirse, eklem bacaklı görmeyi pek haz etmeyen biri olarak, ben de bu videoya bakma konusunda önce biraz tereddüt ettim. Ama sonuçta galip gelen, her zamanki gibi merakım oldu:)

Bir yengeç için böylesi bir değişimin tek bir sebebi var; hayatta kalmak. Çünkü fiziksel olarak gelişimine devam edebilmesi için kabuğunu değiştirmek zorunda. Büyüdükçe kabuğu ona dar gelmeye başlıyor ve artık içine sığamaz oluyor. Ve tam da zamanı geldiğinde, eskiyi nazikçe geride bırakıp, adeta yeniden doğuyor.

Eski kabuğunu geride bırakan yengeç, henüz sertleşmemiş pembecik dokusuyla, dışarıdan gelecek tehlikelere karşı, eskisine göre şimdi çok daha savunmasız. Ama neyse ki  zaman geçtikçe, üst dokusu yeniden sertleşecek ve eskiye nazaran daha da güçlenecek.

Peki ya biz insanlar için durum nasıl? Bizler nasıl gelişiyoruz? Etrafımıza sardığımız görünmez kabuklarımızın içine saklanarak mı? Yoksa bu kabukları kırıp, büyümeye devam ederek mi?

Hangi birimizin etrafında, dışarıdan gelen tehlikelere karşı bizi koruduğuna inandığımız bir kabuğumuz yok ki?  Yaşadığımız her bir üzücü deneyim, yıllar içinde bu kabuğu daha da kalınlaştırıp sertleştirdi değil mi? Ve şimdi bu kabukla yaşamaya öylesine alıştık ki, kendimizi onunla özdeşleştirmeye bile başladık. Evet biliyorum, onun içinde olmak bizi çok güvende hissettiriyor. Zaten bu yüzden yıllardır onu üzerimizde taşıyoruz. Ancak gerçeği de görmemiz lazım. Bu kabuğu kırıp atmadan, gelişmemiz mümkün değil!

Yengecin hayatta kalması için kabuğunu değiştirmekten başka seçeneği yok. İnanın ki bizlerin de yok! Tamam, belki fiziksel olarak var olmaya devam ediyoruz ama yaşamak sadece bundan ibaret değildir ki. Kabukların arkasına gizlediğimiz duygusal bedenimizi geliştirmedikçe, yaşadığımızı gerçekten nasıl hissedebiliriz?

Yengeç kabuğunu değiştirdikten hemen sonraki sürecin tehlikelere çok açık olduğunun farkında ama bundan kaçmıyor. Aksine, kararlılıkla üzerine gidiyor. Korktuğu başına gelmiyor mu? Muhtemelen geliyor. Zaten bu şekilde dış dokusu yeniden sertleşip onu daha da dayanıklı hale getiriyor.

Bizler bu konuda yengeçler kadar cesur değiliz ne yazık ki. İçimizdeki, kolay incinebilir yönümüzü açığa çıkarmaktan deli gibi korkuyoruz. Ya zarar görürsem, ya kötü bir şey olursa, ya pişman olursam, ya başkaları benim hakkımda yanlış bir şey düşünürse…  Evet belki de tüm bu korktuklarımız başımıza gelecek. Ama merak etmeyin, onlar bizi öldürmeyecek, tam aksine daha da güçlendirecek.

Peki ama, yılların birikimiyle oluşan bu kabuğu nasıl kıracağız? Bu konuyla ilgili yazılmış pek çok kitap ve teknik var. Ancak ben burada, bizzat kendimin de uyguladığı yöntemleri sizlerle paylaşmak istiyorum;

  1. Duygusal gelişiminiz için niyetinizi açıkça ortaya koyun. Samimi bir niyetle atılan ilk adım, başarının garantisidir.
  2. Duygularınızı bastırmayın, sindirmeyin yada yok saymayın. Hissettiğiniz duygular sizi memnun etmese bile ondan kurtulmaya çalışmayın. Tam aksine, onu koşulsuzca hissetmek için kendinize izin verin. Burada anahtar kelime, “tepki vermeden” sadece duyguyu hissetmek. Ve bu duygunun fiziksel beden üzerinde yarattığı yansımaları gözlemlemek.
  3. Günde en az 15 dk., rahatsız edilmeyeceğiniz sakin bir ortamda, aşağıda belirtildiği gibi nefes egzersizi yapın.
    • Burundan nefes alıp, burundan nefes verin.
    • Bağlantılı nefes alın. Yani, nefes alışverişleri arasında duraksama yapmayın.
    • Nefes alış ve veriş sürelerini eşit tutun.
    • Zihni düşüncelerden uzaklaştırıp sadece nefes alış verişe odaklanın. (Kendinizi herhangi bir düşüncenin peşindeyken yakalarsanız, nazikçe onu uğurlayıp nefesinize yeniden konsantre olun)

Bunun yanı sıra, duygusal beden farkındalığı ve gelişimi için, Michael Brown’nun “Varoluş Süreci” kitabını da tavsiye ediyorum. Bu kitap, teori ile beraber, 10 haftalık uygulamalı duygusal bütünleme sürecini de içeren bir rehber niteliğinde. Ben şu an sürecin 7.ci haftasındayım. Günlük hayatın akışını bozmadan, her zaman ve her yerde uygulanabilir olması dolayısıyla şimdiye kadar oldukça iyi geçtiğini söyleyebilirim.

Mühendis ekolünden gelen biri olarak, hayatımın büyük çoğunluğunda, rasyonel düşünceyi ön planda tutup, duygusal yönümü hep görmezden geldim. Nasıl hissettiğimden çok, ne olması gerektiğini önemsedim. Bu şekilde yaşamak, hayat yolunda sek sek yol almaya çalışmaktan inanın farksız ve de tatsızdı. Halbuki ben, bu hayatta dans tadında ilerlemek istiyordum. Eğer siz de benim gibiyseniz, yapmamız gereken şey son derece basit; tek bacak üzerinde zıplamayı bırakıp iki bacağımızı beraber kullanmak.

“Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır, Yaşamın anlamını kaybetmek.”

Seneca

Sevgiler!

Esra

4 Responses to Korkma, kır kabuğunu! Ancak böyle gelişebilirsin…

  1. arzu keser says:

    Farkindaligi farketme yokundaki ilk haftamda, sizin yazilariniz bana cok iyi geldi, iyi ki varsiniz ve iyi ki buradasiniz…

    Mutlu paylasimlara….

  2. Ayşegül says:

    Google’a ‘Hayatın Amacı’ yazarken buldum kendimi. Ve sitesinizle karşılaştım. İçten bir teşekkür etmek istedim sadece. Günlerin öylesine akıp gittiğini hissetmek bir yerden sonra acı vermeye başlıyor. farkındalığımın farkına varma zamanı geldi.

    Teşekkür ederim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *


*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>